
İklim Krizi Sofraları Nasıl Etkileyecek? İşte Bilmeniz Gerekenler!
Son günlerde iklim krizi ve buna bağlı olarak gündeme gelen yasa tasarısı sosyal medyayı oldukça meşgul ediyor. Peki, bu meselenin aslı nedir? İklim krizi gerçekten sofralarımızı değiştirecek mi? Böcek veya yapay et yemek zorunda kalacak mıyız? İşte bu soruların cevapları ve iklim kriziyle ilgili bilmeniz gerekenler.
İklim Krizi Gerçeği ve Etkileri
Herkesin dikkatini çektiği gibi, son yıllarda mevsimlerde belirgin bir kayma yaşanıyor. Nisan ayında kar yağarken, ekim ayları yaz gibi geçiyor. Su kıtlığı endişesi her sene artıyor ve nisan soğukları ağaçların meyve vermesini engelliyor. Yer altı su kaynaklarının kontrolsüz kullanımı, Konya gibi şehirlerde obrukların oluşmasına neden oluyor. Yanlış kentleşme sonucu üstü kapanan dereler taşkınlara yol açıyor, sel felaketleri yaşanıyor, erozyon artıyor ve toprak verimsizleşiyor. Bire bin verim almak amacıyla kullanılan pestisitler, Avrupa kapılarından geri dönerek bizim sofralarımıza geliyor. Suya, havaya ve toprağa zehir katan büyük sanayi işletmelerinin etkileri de cabası. Geri dönüşümsüz ürünler ve bin yıl toprakta kalacak plastikler, artık anne karnındaki bebeklerde bile mikro partiküller halinde bulunuyor. Çünkü bu maddeler suya, toprağa ve havaya karışıyor.
Gerçeği konuşmak gerekirse, çevreye yeterince özen göstermedik ve göstermiyoruz. Tüm bunlar, doğaya karşı sergilediğimiz kötü davranışların bir sonucu. Sonuç olarak, incelen ozon tabakasının bize hediyesi, iklim krizi oldu. Bu konuyla ilgili detaylı bilgiyi Çevre Bakanlığı'na bağlı İklim Değişikliği Başkanlığı'nın internet sitesinden edinebilirsiniz.
Yapay Et ve Böcek Yeme Zorunluluğu Mu?
Böcek ve yapay et meselesine gelince, evet, bu konuda deneyler yapılıyor. Üç boyutlu yazıcılarda yapay et tasarlanıyor ve yenilebilir böcek türlerinin protein kaynağı olup olamayacağı araştırılıyor. Bütün bunlar, bilim insanlarının gelecekte yeterli bitki ve hayvan olmazsa ne yapılması gerektiği konusundaki çalışmaları. Ancak, eğer bizler sünnete uygun yaşayıp her davranışımızda temizliği ve tasarrufu öncelersek, böyle bir durumla karşılaşmayacağımızı umuyoruz.
Son 10 yıldayız ve 2035'ten önce doğayı korumak, çevre kirliliğini önlemek, tarım ilaçlarının kullanımını azaltmak, organik ve yerel ürünlere geri dönmek zorundayız. Mümkün olduğunca az şeyi çöpe atmalı, giysi ve ayakkabı alışverişini azaltmalı, eskileri geri dönüşüme göndermeliyiz. Evlerimizde çöpleri ayırmalı ve bütün ülkeyi evimiz gibi görüp temiz tutmalıyız. Bunlar, bireysel olarak yapabileceklerimiz. Elbette, belediyeler ve bakanlıklar da büyük sorumluluk taşıyor. Çevre kirliliğinin birinci derece sorumlusu olan sağlıksız fabrikalar, işletmeler, ormanlara moloz dökenler ve ağaç kesenlerle mücadelede alınacak tedbirler, hepimizin geleceği için önemli adımlar olacaktır.
Geleneksel Tariflerle Sürdürülebilir Yaşam
Bu konu açıldığında, aklıma Filistin'de her şeyi yemeğe dönüştüren ve hiçbir şeyi ziyan etmeyen insanlar geliyor. Anadolu'nun taşı aş yapan hünerli elleri de unutulmamalı. Artık bir şeyi çöpe atmadan önce iki değil, üç kere düşünme zamanı. Musluğu açarken kullanacağımız suyu minimuma indirme zamanı. Yiyeceğimiz kadar alma, yenilebilir her kısmını değerlendirme zamanı. Tıpkı büyüklerimizin yaptığı gibi, doğaya canlı bir varlık olarak saygı duyma, kıymet verme, koruma ve kollama zamanı. Bu alışkanlığı bir kültüre dönüştürerek her boyutta bilinçsizlikten kurtulmalıyız.
‘Keşke bir damla su olsaydı da milyarlar verseydim’ demeden önceki son çıkışta, atalarımızın usul ve miraslarına daha sıkı sarılalım. Eski, tutumlu tariflerden bahsetmeden olmaz. Her ilde mutlaka bayat ekmekler, sebze kabukları ve saplarıyla yapılan yemekler vardır. Anadolu insanı, gördüğü bunca savaş ve yokluktan sonra hiçbir şeyi ziyan etmemeyi çok iyi bilirdi ve bu özellik mutfağa da yansıdı. Bugün şöyle bir anılarımızı yoklayıp atılmayan biber saplarıyla yapılan kızartmaya, karpuz kabuğu reçellerine gidelim.
- Pane patates kızartması
- Kavun – salatalık kabuğu kurusu yemeği
Osmanlı mutfak kültürü, sofralarda bahar esintisi...
İklim kriziyle mücadele, sadece devletlerin ve kurumların değil, bireylerin de sorumluluğundadır. Beslenme alışkanlıklarımızdan tüketim alışkanlıklarımıza kadar her alanda yapacağımız küçük değişiklikler, büyük farklar yaratabilir. Unutmayalım ki, doğaya saygılı bir yaşam, gelecek nesillere bırakabileceğimiz en değerli mirastır.